02 Oca |
|
Öyle Bir Geçer Zaman ki adlı dizi çok eski bir türküyü yeniden meşhur etti. Dizide, Mete ve Necati’nin söylediği “Helvacı helva” türküsü özellikle yaşı elliyi bulan insanlara nostaljinin o kekremsi, o hüzün dolu buruk tadını yeniden yaşattı. Yılların ne de çabuk akıp geçtiğinin birdenbire farkına vardılar sanki… Kendir tohumlu helva Şeker lokumlu helva
1964 yılında Mavi Işıklar adlı bir müzik grubunun derlediği türküdür bu aslında. Tıpkı dizide olduğu gibi bir gazetenin (Hürriyet) düzenlediği yarışmaya (Altın Mikrofon) bu şarkıyla katılırlar ve ikinci olurlar. Lakin birinciden daha fazla tutulur şarkıları. Sahiden de liseli gençlerden oluşan bir gruptur bu ve ezgileri de Anadolu türkülerinin pop müziğe uyarlanmasından oluşmaktadır. Helvacı türküsü de Kilis yöresinin bir türküsüdür ve nakaratı aynı kalmış ama sözleri değiştirilmiştir. Kilis ve helvası, ilginç değil mi? Sanırım eskiden Kilis’te de tahin helvasına benzer bir helva oldukça meşhurmuş. Üstüne türkü bile yazılmış. Şimdi bu türkünün Kilis türküsü olduğunu ve Kilis’e özgü bir helva için yazıldığını öğrenenler, Kilis’in o meşhur helvasını görmek isterler değil mi? Ne yazık ki, o helva unutulan tatlar arasında kalmış. Bugün Kilis’in helva şarkısı var ama helvası yok zannımca. Garip bir tesadüf ki, benzer nakarata sahip bir türkü daha var. Türkiye haritasını elinize alıp başparmağınızı Kilis üzerine getirdiğinizde ve elinizi kuzeye doğru döndürdüğünüzde, yüzük parmağınızın tırnak uçları bir kente değer. İşte o kent Görele’dir ve Görele’de de bir helva türküsü meşhurdur. Üstelik nakaratı da Kilis helva türküsünün nakaratına çok yakındır. Ayrıca halen helvası da olan bir türküdür bu. Görele’nin koz helvası ve o helva üzerine yakılmış bir hoş türkü:
Anadolu, Türk’ün yurdu olmasıyla birlikte, türkülerin de yurdu olmuştur. Âşıkların, ozanların ve şairlerin bereketli toprağı olagelmiştir her daim. Özellikle İç Anadolu tam bir türküler cennetidir. Kırşehir, Yozgat, Tokat, Erzincan, Gümüşhane, Giresun ve ille de Sivas! Âşık Veysel’in kutsal aşk toprağı, ölü aşkları bile ezgileriyle dirilten şehir! Halen binlerce şaire yurtluk eden şehir! Ve Sivas’ın bir doğal uzantısı gibi duran ama Giresun’un içinde kalan anlı şanlı Şebinkarahisar! İl olma sevdasıyla yanıp tutuşan, Kelkit Vadisi’nde ve onca kalabalığın ortasında olan ama bir o kadar yalnız başına, bir o kadar hüzünlü ve buruk âşıklar şehri. Anılarını arayan yoksul düşmüş bezirgân gibi ateşli aşkların içinde yanıp tutuşan şehir! Karadeniz’le İç Anadolu’yu kıyılar boyunca denize paralel uzanan kocaman görkemli dağlar ayırır. Ayırır dediğime bakmayın, aslında ezgisi birdir de sazı değişir Karadeniz’in. Üç telli sazın yerini kemençe alır, tulum alır. Sarp yamaçlardan sahile doğru inildikçe daha bir hoyratlaşır söylenen türküler. Daha bir tez canlı olur. Sanki daha çabuk, daha vurucu söylemek ister derdini. Çünkü yaşam çok daha çetin bir mücadeledir. Çünkü ayakta kalmak çaba ister, onurlu bir diklenme ister. Kavga ister! Kavga isteyen her bir mücadele de ateşli ve cesur bir yürek ister. O yüzdendir ki, Karadeniz insanı denizi gibi çabuk sevdalanır, çabuk dalgalanır, çabuk ayaklanır. Fakat çabuk tükenmez sevdaları ve türküleri. Karlı dağların yamacından düze ininceye değin sürer ve sürer. Nazım Hikmet, Anadolu insanının derdini üç telli sazla anlatamayacağını, sazın bu toprağın türkülerine yetmeyeceğini söyleyerek şiirle müzik arasında yeni bir bağlantıyı yani orkestra müziğini ve ölçüsüz serbest vezin şiiri işaret etmiş ve uygulamaya da koymuştu. Bugün yazılan şiirlere baktığımızda, geleneksel âşık edebiyatımız dışında kalan şiirlerin gerçekten de ancak orkestra müziğiyle insanlara aktarılabileceğini görürüz. Yani modern şiir daha çok senfoniye doğru akar. Fakat ilginç olan şudur ki, Karadeniz kemençesi ile üç telli sazdan çok daha fazlasını söylemeniz mümkündür. Onu farklı kılan, özgün kılan şey de işte bu yapısıdır. Kemençede de üç tel vardır ama aynı zamanda yaşamın pratikliği de vardır. Sürüp giden hayatın her anı, yaşamın her rengi orada kendine yer bulmuştur. Üstad bir kemençecinin kemençesiyle senfoni çalması hiç de karşılaşmadığımız bir şey değildir yani. Bunun en güzel örneği tıpkı Uğur Bilgi’nin de söylediği gibi Tuzcuoğlu Horon Havası’dır. Bilirsiniz, bu havayı öğrenmek için Picoğlu Osman, ustası Karaman Ağa’yı bir köprübaşında ketenpereye getirmişti hani… Şimdi size diyeceğim şu ki, geçin internetin başına, önce bir batı tipi senfoni dinleyin sonra da Tuzcuoğlu Havasını. Birbirine ne denli yakın olduğunu hemen fark edeceksiniz. Müzikte aynı tonlar ve kıvrımlar. Ruhta aynı esintiler. Bu esere Tuzcuoğlu Horon Havası demek biraz tuhaf. İşin aslı şöyle olmalıydı: Tuzcuoğlu Karadeniz Senfonisi! Çünkü tek fark var o da süresi. Bizimki yaklaşık üç dakika sürüyor, normal bir senfoni ise yaklaşık yarım saat. İşte bu açıdan yaklaştığımızda görürüz ki; Karaman Ağa Halil Kodalak, Picoğlu, Kâtip Şadi, Sırrı Öztürk ve diğer Göreleli usta virtüözler kemençeyle nasıl harikalar yaratılacağının en müstesna örnekleridirler. Bizim kemençe ustalarının bir özelliği de türkü derlemecisi olmalarıdır. Örneğin Picoğlu Osman’ın derlemelerine bir bakalım, hani şu Selda Bağcan’ın dahi seslendirmekten gurur duyduğu Eşref türküsü! Bir Picoğlu derlemesidir. Altını Bozdurayım türküsü de onun çabaları ile sesini duyurmuştur ki, sözleri bana mısın diyen şiirlere bile taş çıkartır.
Gerdana dizdireyim İpek mendil değilsin Cebimde gezdireyim
Bir de Ömer Akpınar diye bir isim var ki, neden adı Görele ile birlikte anılmaz, ismi hiç yâd edilmez anlamam. O müstesna insan Görele’yi türkü yurdu yapan isimlerin en başında gelir. Bugün Ağasarın Balını, Al Eline Feneri, Al Tavandan Belleri ve Yaylanın Soğuk Suyu gibi Türkiyemizin dört bir yanında duyulan, dinlenen ve sevilen türkülerin atababasıdır. Görele’ye heykeli dikilmesi gereken adamdır. Geçmişten günümüze ceddimizden bize yadigâr kalmış türkülerimizi unutulmasın diye sese ve söze çeviren ve Görelemizi türkülerden bir gül bahçesi yapan bu gönül adamını unutacak ve unutturacak mıyız? Adını festival koyduğumuz hopidik kemençe çalıp tepindiğimiz etkinliklerle günümüzü geçiştirecek miyiz? Can Yücel’den ders almıyor muyuz? Görele toprağında boy atmış bir büyük adamı Datçalılara teslim edip kurtulduk öyle mi? Rakı şarap içiyor diye mi? Bize uymayan şiirleri var diye mi? Görele’de bizim yaşam kültürümüz birbirimizi sahiplenmek üzerine değil mi? Kimin sülalesinde hacı hoca yok? Ya da kimin sülalesinde rakı içen yok? O da bizden, diğeri de. Kemençe de bizden, ilahili düğün de. Öyleyse değerlerimize sahip çıkmak hepimizin boynunun borcu! Evet, sevgili Görelemiz türkülerden bir gül bahçesidir. İsimlerini andıklarımız ve diğerleri bu gül bahçesine nice fidanlar dikmiş nadide insanlardır. Türkülerimiz bizim yüreğimizden çıkan, buram buram toprağımız kokan, insanımızı anlatan, doğal güzelliklerimizi dile getiren gönül ezgilerimizdir. İçinde yaşadığımız toplumun her anını resmeden, ironiyle, taşlamayla, iğnelemelerle, imgelemelerle ya da çok sade ama renkli anlatımlarla resimleyen müzikle sözün muhteşem bileşkesidir. Ki Görele türkülerinin tadı çok daha başkadır. Bu türkülerin içinde gökkuşağının bütün renklerini görürsünüz. Aşkın bütün hallerinin en yalın tarifi vardır onlarda. “Görele’nin İçinde İkiliyim İkili” türküsüne bir bakalım mesela:
Fırın garuşturudum Almazdın beni yavrum da Niye aluşturudun?
Ya Kâtip Şadi’nin “Mektup Yazdım Acele” türküsüne ne diyeceksiniz?
Al eline hecele Mektup benim vekilim Al koynuna gecele
Ya sevgilinin, yavuklunun zalim babasını anlatan “Yayla Çimeni Budur” türküsüne ne dersiniz?
Ayağıma dolaştı Yarim senin babandan Dünya aceli gaçtı
Bir de “Görele’den o yanı” türküsüne bakalım isterseniz ama bu son olsun. Çünkü bu diyarın bütün türküleri güzel ve her birine gönül koyuyor insan.
Esiyo poyraz yeli Delikanlı dururken Adam alır mı deli?
İşte böyle bir dem dolaştık gül bahçemizde… Helva türküsüyle çıkmıştık yola, dilerseniz yine helvayla bitirelim. Okudunuz ve gördünüz işte. Görele’de her şey var. Doğal güzellik deseniz, İmparatoriçe Livia güzelliğince eşsiz. Afrodit güzelliğince büyüleyici! Türkü deseniz gül bahçesi. Kemençe ve müzik muhteşem bir senfoni…
Lakin soru şu: Helvayı kim yapacak?
(Kaynak gösterilerek ve yazar adı belirtilerek kullanılmasında sakınca yoktur.) Kaynakça: 1- http://www.turkusozu.com/t-sanatci/333-omer-akpinar-sanatcimizin-biyografisi.html 2- http://www.turkuyurdu.com/yoreler/gorele-yoresi-turkuleri.htm 4- http://tr.wikipedia.org/wiki/Mavi_I%C5%9F%C4%B1klar 6- http://www.turkudostlari.net/search.asp?b=159&x=2 Bu Haber 98 Defa Okunmuştur |