Ateş sadece düştüğü yeri mi yakar. Ateş etrafına sıçrattığı kıvılcımlarla kendi alevini hafifletirken başka yangınlar başlatır. Paylaşmak ister; ateşini paylaşmak, acısını paylaşmak. Yaslanacak bir dost yürekte, gözlerini aralayarak mahrem bakışlarını, gönül pınarından kesik kesik alan yaşlarını paylaşmak. Ancak bu şekilde hafifletecektir yangınını. Çünkü dost çeker alır alevlerin içerisinden onu, sözleri meltem rüzgârı gibi şefkatle okşayarak serinletir yüreğini. Boşaltıverir böylece bütün ağırlığını, acılarını bu limana. Düğümleri çözmesi için gönül yumağının iplerini tutuşturuverir dostun ellerine. Yağmurlar yağar sağanak sağanak, dağılır tüm kara bulutlar, çiçek açar, bahar gelir böylece yüreğine. Ateş sadece yakmaz, ateş yıkar adeta arındırır, temizler öze döndürür. Küllerinden yeniden dünyaya getirir insanı. Peygamberimiz (s.a.s.) “Biz peygamber zümresiyiz; belaların çoğu bize verilmiştir.” buyurur. Dünyada nefsini arındırmayanı ahirette cehennem arındırır. Dünyada da ahirette de cehennemin varlığı insanların azap duymaları amacıyla değil, Allah’ın rahmeti ile arındırılmaları sebebiyledir. Manevi ve maddi azap insanı dünya bağlarından kopardığı, nefsinden arındırdığı için bir rahmettir. Tadı oldukça acı olan bir ilacın içimi hastaya zevk vermeyebilir; ama sonunda şifa olması, Allah’ın, cehennem dahil olmak üzere, hayır ve güzellikten başka bir şey yaratmadığının göstergesidir. Allah elbette kullarından hatalı olanları cezalandıracağını ahdetmiştir. Suçluyu cezalandırır lakin bu cezalandırma günahlardan arınma işlevini oluşturan bir “rahmet” mekanizmasıdır. Niyazi Mısri Hz. bu konuyu “Derman aradım derdime, derdim bana derman imiş” cümleleriyle tek beyitte ne güzel ifade etmiştir
Bu Haber 51 Defa Okunmuştur
|